6 Temmuz 2011 Çarşamba

yavaş çekimde tanelerin dağılışı ve türlü aranjmanlar

her şey olsaydı ve ben size bir hikaye anlatsaydım rengi zannedersem yeşil olurdu. demirden zırhı, kalın çerçeveli gözlükleri, hayırları, tunçtan bilekleri olmazdı. ince belli bardaklar sıra sıra dizilir, göl ufak seslerle titreşir, ahmet hamdi tanpınar ve sabahattin ali; ayakları ahşap, oturağı hasır, dar sandalyeler üzre fısıldaşır, cümlemiz o engin, o dirgin, o durgun manzaranın söz ile zımparalanmış pareleri olurduk.

her şey olsaydı ve ben size bir hikaye anlatsaydım rengi zannedersem kırmızı olurdu. başrolde arno frisch oynamaz, kimse arzularını bir başkasının kırgınlığı pahasına açığa çıkarmazdı. ellerde tek atımlık zarlar, o çift küp farklı düşse ne kaybedileceği yahut ne kazanılacağının hesabı yapılmayan bir alemde, nikbin yaşamlar sürerdik. sohbetler bir an sonrasının, sevgiler özenin, geceler diğer gecelerin peşine düşerdi.

her şey olsaydı ve ben size bir hikaye anlatsaydım, o gün, bugünden farklı olarak sözlerim ehemmiyete kavuşurdu. ancak o gün yetkin bir hikayenin yazarı değil çatısı, eylemlerimin sorumlusu değil bizatihi somut karşılığı olurdum. eğer bir kişiyi değiştirebilseydim zannedersem her şeyi değiştirebilirdim.

3 Haziran 2011 Cuma

koyudan açığa doğru tüm renkler ton ton benim memurum işini bilir dediydi tonton

kürt milliyetçileri ve stalin sempatizanları kordonda toplaşmışlar. ellerde bayrak, ayaklarda şalvar. mikrofondan bağıra çağıra laflar. bendeniz ve lise eteğim alsancak iskelesine ulaşmak çabasındayız. meydana girmem şart. miting kültürüm zayıf olduğundan şangır şungur dalıyorum polis barikatına. kadın polisin kolu haşin bir hareketle önümü kesiyor. çantama bakacak zaar. karıştırıyor da karıştıyor, bit kadar çantada ne bulacaksa. içeri giriyorum. hani şu meşhur ötekilik vardır ya, o ortamın ötekisi bariz biçimde ben ve lise eteğimiz. bilmediğim bir dilde konuşuyorlar, lakin sözlerinin ahengi kulağa fena gelmiyor. sağa yürüyorum sola yürüyorum her yan polis barikatı. anlıyorum ki burdan çıkış yok. zorunlu geçtiğim yollardan geri dönüş. "memur bey, ben vapura gideceğim de nerden ulaşabilirim?" sevimlilik paçalarımdan akıyor meymenetsizin karşısında. arkadan dolaş diyor. elbet dolaşıyorum. güneş beynimde hararet yaratmaya başladığı esnada iki insan gözüme çarpıyor. kız. altında şalvar. üstünde dar atlet. gözünde rayban. saçlar röfleli. boynuna asılı koskocaman fotoğraf makinesi. zannedersem profesyonel bir şey. yanında oğlan. oğlanın üstünde kumaş pantolon, bol keten gömlek. keçi sakal. kulakta küpe, renkli bir şey. elinden tutuyor kızın. arka planda çirkin bir hoparlör sisteminden vargücüyle savrulan kürtçe sözcükler. etrafta mavi üniforma. ben ve lise eteğim zar zor duyabildiğimiz müzikçalarımızdan yan babilon dinliyoruz.

büsbütün ayrı kutuplar dediğin düşüncelerin aynı neyin laciverdi olduklarını fark edip bütünleşmesini, en normal dediğinin gün gelip ötekileşmesini, trendle mücadelenin, özentiyle gerçeğin nasıl da içiçe geçtiğini işte böyle bir kalemde gösterir izmir. her günümüz böyle garip enstantanelerle kaplıdır.

24 Şubat 2011 Perşembe

kutup ayısı ve fokun akılalmaz maceraları



Ben de şu dünyaya geldim geleli
Emanetten bir don giymişe döndüm
Sahibi çıktıda elimden aldı
Koru yerde koyun yaymışa döndüm

O yar geldi geçti geri bakmadı.
Hendekler kazdırdım sular akmadı
Çok yuva bekledim cücük çıkmadı
Boş yuva beklemiş yoz kuşa döndüm

Pir Sultan abdalım bu dünya fani
Baştan başa kim sürdü bu devranı
Yarin bir çift sözü üşüttü beni
Yüce dağ başında donmuşa döndüm



Yukarıdaki nefes, Bektaşi geleneğinin devamı niteliğinde olup Pir Sultan Abdal tarafından La Merditude des Choses için 600 yıl önceden saza alınmıştır.

26 Ocak 2011 Çarşamba

banksy, hiç trendy değilsen.




uyusam
kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
kekikli, zeytinli bi kahvaltılı hazırlasalar

27 Aralık 2010 Pazartesi

anket: genç bayanlara sorduk.

1. hiç haksızlığa uğradığınızı hissettiniz mi?

2. aynı duyguyu dalgasının size birkaç kaynaktan periyodik olarak çarptığının farkına vardınız mı?

3. bu kaynakların size haksızlık etmelerindeki temel amacın kendi eksikliklerini gidermek olduğunu gördünüz mü?

4. bunu gördüğünüz halde güçsüzlüğünüzden bir şey yapamadığınız oldu mu?

5. yeterli gücünüz olduğu halde bu haksızlığa karşı bir şey yapmadığınız oldu mu?

6. olayın işleyiş mekanizmasını ve nedenselliğini bütünüyle içinize sindirdiğiniz halde, her tekrarlanışında darmadağın oldunuz mu?

7. her tekrardan sonra bir daha tepki vermeyeceğim diyip, ilklerde dışadönük, sonrasında içedönük tepkiler verdiniz mi?

8. spontane olaylar karşısında vücudunuzun verdiği tepkinin hiçbir zaman önceden tasarladığınız gibi olmayacağını, acıyla, fark ettiniz mi?

9. düşünme mekanizmanızın vücüdunuzun genel işleyişinde ne kadar etkisiz olduğunu görüp iradenizden şüphe ettiniz mi?

10. siz klavyeliyken bir şeylerden iğrendiniz mi?


(1.a, 2.s, 3.k, 4.ı, 5.d, 6.a, 7.y, 8.ı, 9.m)
(10. sorunun cevabı EVETse 1. soruya geçiniz.)


24 Aralık 2010 Cuma

köpekleme yüzmek ve tabii yine tespit

demin televizyonda bir haber gördüm. bir köpek varmış. bir yığın saçma sapan objenin adını öğrenebilmiş ve onları istenilen sırayla dizebiliyormuş. dünyanın en akıllı köpeği diyorlar. işte tam da budur dedim kendi kendime. hakikaten dedim ama. evimiz herhangi bir gerekçeyle izleniyorsa, video kayıtlarını takip eden kişi bu kız ne konuşuyor evde bir başına diye epey eğlenmiştir büyük ihtimal. her neyse. işte akıllılık anlayışımız bu yani. sahip tarafından adı öğretilen objeleri dizebilmek. klasik bir lise anlayışı. hatta klasik bir dünya anlayışı. söyleneni başarıyla yaparsan, akıllısındır. ne yaptığını biliyor musun, neden yaptığını biliyor musun, yaptığının bir anlamı var mı, hiç önemli değil bunlar. follow the instructions yani. ve o an dedim ki, ne kadar saklamaya çalışsa da, sistem kendi kendini böyle ele veriyor işte. hem de en bariz destekçisi medyayla. bana sorarsanız dünyanın en akıllı köpeği hoşt diyince gitmeyen, laf söz dinlemeyendir. köpeksin arkadaşım sen. havla, ısır ne bileyim, gücünü bil. iki kuruşluk mama için, böyle maskara olma. bu da benim uygarlığa eleştirimdir. did you get it?

10 Kasım 2010 Çarşamba

dağlar bağlar

kimyada entropi diye bir hadise var. entropi bir atom veya atom grubunun genel düzensizlik ölçütü. entropi yani düzensizlik arttıkça kararsızlık artıyor. genel olarak atomlar, küresel simetriyi yakalamak, elektronları üzerinde eşit çekime sahip olmak için entropilerini düşürmeye, kararlı hale geçmeye uğraşıyorlar. bu nedenle aralarında bağlar kuruluyor. alın size en güzelinden bir kimya psikoloji sentezi. insanlar ne için bağ kuruyor? daha düzenli bir yaşama geçmek için. enerjisi yüksek gençlik yıllarında, entropi tavan, bağlar filan hikaye. ama yaş ilerledikçe bir düzen arayışı, kararlı hale geçmek isteği. hemmencecik bir bağ kuruluyor, monogami de takipçisi oluyor.

bir de bağın üstüne bağ kurmak yani metres durumu var ki, ona da koordine kovalent bağ diyoruz. bir dahaki sefere de onu anlatırım.